26/9/2008 · Kategori: Ummetin Gulleri _Hanim sahabiler_
Sümeyye binti Habbat (r.a)
Hazret-i Sümeyye radıyallahu anhâ İslâm’da ilk şehid olan hanım sahâbî... Ammar İbni Yâsir radıyallahu anh’in annesi... Ailecek kocası Yâsir ve oğlu ile beraber müşriklerin işkenceleri altında inlemelerine rağmen, imanlarından taviz vermeyen bir iman eri... Allah ve Rasûlü yolunda şerefle ölmeyi göze almış yiğitler... Şirke düşmemek için çırpınan, ezâ ve cefâlara sabırla direnen bir mü’min âile... İslâm’ın ilk çilekeş ailesi... Allah ve Resûlü yolunda can veren ilk şehidler. Sümeyye binti Habbat, Mahzumoğullarından Ebû Huzeyfe İbni Muğıre’nin câriyesi idi. Hizmetiyle kendini sevdirmişti. Ebû Huzeyfe onu Yâsir ile evlendirdi. Yâsir, Yemen’den kalkıp Mekke’ye gelen ve Ebû Huzeyfe’ye sığınarak yanında çalışan bir gençti. Çocukları olunca Yâsir’i âzat etti. | 
|
Bu evlilikten büyük sahâbî Ammar İbni Yâsir (r.a) dünyaya geldi. İslâm’in ilk günlerinde bu bahtiyar âilenin fertleri birlikte İslâm’la şereflenerek birer iman fedâisi oldular. Azgın müşriklerin akıl almaz işkencelerine mâruz kaldılar. Mekke’de kendilerini koruyacak kimseleri olmadığı için en acılı, en şiddetli işkencelere tâbî tutuldular. Başta Mahzumoğulları olmak üzere Kureyş müşriklerinin en ağır işkencelerine uğradılar. Güneşin en sıcak olduğu öğle vakitlerinde, kızgın kumlar üzerinde câniler tarafından develere bağlatılarak sürüklendiler. Kor parçası alev alev yanan kayalarla vücutlarını dağladılar. Amma aslâ imanlarından geri döndüremediler. Yâsir âilesi olarak karı-koca ve oğulları Ammar (r.anhüm) imanda sebat etmenin en güzel örneğini verdiler. Canları pahasına da olsa Allah’a ve Resûlüne inanmanın ne büyük güç ve seâdet olduğunu gösterdiler. Karı-koca birlikte şehid edildiler. Yâsir (r.a.) ile Sümeyye ana İslâm’ın ilk şehidleri olarak tarihin şeref sayfalarına geçtiler.
Birgün İki Cihan Güneşi Efendimiz bu kahraman aileye işkence yapılan yere gitti. Uzaktan Rasûlullah (s.a)’in geldiğini görünce acılarını unutarak ona doğru bakmaya başladılar. Sanki onu karşılamak istercesine gözlerini ondan ayırmadılar. Yapılan işkencelere aldırış etmeden onu görmenin sevinciyle ferahladılar. Yanlarına yakınlaşınca Rahmet Peygamberi Efendimiz onların direnclerini artıracak, imânlarını koruma konusunda sabır ve tahammül gücü verecek, çektikleri ezâ ve cefâlara karşı tesellî ve teskîne vesîle olacak şu müjdeyi verdi:
“Sabredin ey Yâsir âilesi! Sabredin ey Yâsir âilesi! Sizi cennetle müjdelerim.” diye seslendi.
İslâm’ın ilk çilekeşlerine ebedî kalacakları yurdu yani cenneti vaad ederek, Dârüsselâm’ı = selâmette kalınacak yeri hedef olarak gösterdi. Ama insan âcizdi. Zayıf yaratılmıştı. Günler hep böyle işkence altında mı geçecekti. Yâsir (r.a) büyük bir teslimiyet içerisinde tekrar:
“Yâ Rasûlallah! Vakit hep böyle mi geçecek?” diye sordu.
Şefkat Peygamberi Efendimizin de yüreği sızlamaktaydı. Onlara yapılan işkenceyi kendine yapılmış gibi hissetmekteydi. Ama beşer olarak bir mücâdele verilmesi gerekiyordu. Onların direnmelerini istedi ve: “Allahım Yâsir âilesini rahmet ve mağfiretini ihsan et!” diye duâ etti. Onları ancak bu şekilde teselli etmeye çalıştı.
Aradan bir kaç gün geçmişti. İşkenceler devam etmekteydi. Yâsir (r.a) yaşlı idi. Yapılan ezâ ve cefâlara dayanamadı ve ruhunu teslim etti. Allah ve Rasûlü yolunda, iman mücâdelesinde erkeklerden ilk şehid olma bahtiyarlığına erişti.
Ebû Cehil’in amcası Ebû Huzeyfe, Yâsir’in şehâdetinden sonra bütün hıncını Sümeyye ve oğlu Ammar’dan almak istedi. Zalimliğinden bitkin bir halde kalmış ve yorulmuştu. Amcası Ebû Cehil’e: “Sümeyyenin işini de sana bırakıyorum.” dedi.
Ebû Cehil kininden, kibirinden gözü dönmüş vahşîler gibi Hazreti Sümeyye (r.anhâ)’ya doğru yöneldi ve öfke ile: “Sen güzelliğine âşık olduğun için Muhammed’e iman ettin.” diye hakaret etti. Sümeyye anamız da o sefih kişiye ağır lâflar söyleyerek karşılık verdi. Ebû Cehil iyice kudurdu. Duyduğu lâflarla suratına tükürülmüşe dönen sefih, zâlim, dinsiz, vahşî herif elindeki mızrağı Sümeyye annemize saplayarak şehid etti.
Ne yüce iman!.. Ne sabır!.. Ne tahammül!.. Ve ne güzel son!.. Zâlimin karşısında susmamak ne şecaat!.. Hakkı savunmak ve her yerde haykırmak ne kahramanlık!.. İman ne büyük güç!.. İmansız yürek hakîkaten sînede yük!.. Allahım bizleri de birer iman fedâisi eyle!.. Üç günlük dünyaya aldananlardan eyleme!.. Dâimâ hakkı tutup kaldırabilmeyi nasîb eyle!.. İmanla yaşayıp imanla Sana kavuşanlardan eyle!.. Amin.
Hz. Sümeyye (r.anhâ) İslâm’ın ilk hanım şehidi olma bahtiyarlığına eren cesur bir iman eridir. İslâm uğruna katlandığı fedakârlıklarıyla ün salmış, Allah ve Resûlü yoluna canını koymuş bir kahraman anne.
Hz. Sümeyye (r.anhâ)’nın oğlu Ammar İbni Yâsir (r.a) işkenceden kurtulunca doğru İki Cihan Güneşi Efendimizin huzuruna vardı. Annesinin böylesine acıklı bir şekilde şehid edilmesine çok üzüldüğünü ve artık yapılan zulümlere tahammüllerinin kalmadığını bildirdi. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz yine Ammar (r.a)’a sabır tavsiye etti. Haklarında: “Allahım! Yâsir âilesinden hiç birisine ateş ile azap etme.” diye duâ buyurdu.
Ümmetin Firavn’ı diye nitelendirilen azgın müşrik Ebû Cehil Bedir Savaşında öldürüldü. Şefkat Peygamberi Efendimiz o gün Ammar (r.a)’a hitaben: “Allah Teâlâ annenin katilini öldürdü.” buyurdu.
Rabbımız bu iman fedâisi âileye rametini bol eylesin. Cümlemize onların mücâdele aşkından, sabır ve metanetinden hisseler alabilmeyi ve şefaatlerine erebilmeyi nasîb eylesin. Amin.
Mustafa Eriş
Altınoluk Dergisi
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
26/9/2008 · Kategori: Ummetin Gulleri _Hanim sahabiler_
Hz.Safiye (r.a)
Hazret-i Safiyye radıyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin sevgili halası... Hazret-i Hamza (r.a.)'ın kızkardeşi... Zübeyr İbni Avvam (r.a.)'ın anneciği... İlk müslümanlardan... Cesâret ve şecâat sâhibi bir hanım sahâbî... Elinde kılıcıyla savaşa katılan ilk İslâm kadını...
O, Abdülmuttalib'in kızıdır. Annesi, Hâle binti Vehb'dir. Resûl-i Ekrem (s.a.)'in teyzesi, Hazret-i Âmine'nin de kızkardeşidir. Cahiliyye devrinde Hâris İbni Harb ile evlendi. Bir oğlu oldu. Hâris öldükten sonra Hz. Hatice annemizin kardeşi Avvam İbni Huveylid ile hayat kurdu. Bu evlilikten üç oğlu oldu. Zübeyr, Sâib ve Abdülkâbe.
Hazret-i Safiyye yeğeni Sevgili Peygamberimizi çok seviyordu. Onu küçük yaşından beri bir anne şefkatiyle bağrına basdı. Ona annesizliğini hissettirmemek için elinden gelen fedakârlığı yaptı. Onun ileride insanlar arasında mühim bir hizmet göreceğini tahmin ediyor ve sabırsızlıkla büyümesini bekliyordu.
Mekke'de dost düşman herkes yeğeni Muhammed'i seviyor ve ona tereddütsüz güveniyordu. Kureyşli'ler tarafından Ona "Muhammedü'l-Emîn" lâkabını vermişlerdi.
Aradan yıllar geçti. Sevgili yeğeni peygamberlikle vazifelendirildi. İnsanları İslâm'a davete başladı. Allah Teâlâ "Önce en yakın akrabanı uyar. Sana uyan müminlere merhamet kanadını indir (yumuşak davran)." (Şuâra Sûresi 214-215) âyetini indirdi.
Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz akrabalarını topladı ve:
"Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi ateşten kurtarınız. Ey Haşimoğulları! Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi ateşten kurtarınız. Ey Muhammed'in Kızı Fâtıma! Ey Abdulmuttalib'in kızı Safiyye! Kendini ateşten kurtar. Ben size Allah'tan gelecek bir zararı önleyemem. Ama benim malımdan dilediğinizi isteyin." buyurdu.
Hz. Safiyye ile oğlu Zübeyr birlikte İslâm'la şereflendiler. İmana gelmekte hiç tereddüt göstermediler. Sevgili Peygamberimize büyük destek verdiler. İslâm'ın yayılması için canla başla çalıştılar. Hz. Safiyye, kardeşi Ebû Leheb'in müslüman olması için de çok gayret etti. Fakat kaderin garib bir tecellisidir ki, Ebû Leheb sevgili yeğenine düşmanlık etmekte başı çekti. Müslümanlara işkence yaptı. Rasûlullah (s.a.) efendimize engel olmak istedi. Hakaretler, eziyetler yaptı. Hatta zorbalığa kalkıştı. Hz. Safiyye (r.anhâ) yeğenini devamlı müşrik kardeşlerine karşı korumağa çalıştı. Birgün Ebû Leheb'in sevgili yeğenine hakaret ettiğini, gönlünü incittiğini duydu. Doğru onun yanına vardı. Akrabalık, amcalık gururunu okşayarak:
"Ebû Leheb!... Kardeşinin oğlunu ve onun dinini yardımsız bırakmak sana yakışır mı? Ehl-i kitab âlimleri Abdülmuttalib'in soyundan bir peygamber çıkacağını bildiriyorlar. İşte o peygamber yeğenimiz Muhammed'dir" dedi. Ebû leheb'in akrabalık damarlarını harekete geçirerek onu İslâm'a kazanmak istedi. Fakat her şey nasîb meselesiydi. Ebû Leheb'in gözünü kin ve öfke kaplamıştı. Kardeşinin bu yaklaşımına: "Zâten kadınların sözleri erkeklere ayak bağıdır." diyerek aşağılayıcı bir tavır sergiledi. İnadından kibir ve gururundan imana gelemedi. Herkesin sevgilisi yeğenini sevemedi. Üstelik onun karşısında cephe aldı. Ebu Leheb'e laf anlatmanın, hak ve hakikatı kabul ettirmenin mümkün olmadığını anlayan Hz. Safiyye mahzun bir şekilde oradan ayrıldı.
Hz. Safiyye kardeşini Rasûlullah (s.a.) efendimize yardımcı olmaya ikna edemedi. Fakat oğlu Zübeyr ibni Avvam'ı onun bir fedâisi olacak tarzda yetişmesi için özel gayret gösterdi.
O, disiplinli bir anneydi. Çocuğunun eğitimini sıkı takip ederdi. Sevgisini şefkatini her fırsatta ona hissettirirdi. Fakat yetişmesi için gerekirse kulağını çeker ve hafifçe kaşlarını çatıverirdi. Zira eğitim; disiplin, titizlik ve ciddiyet isterdi. Sevgili hala Zübeyr'i bu özelliklere sahib olarak yetiştirmek için çırpındı durdu.
Gerçekten de Zübeyr genç yaşta İslâm'ın kahraman bir fedâisi oldu. Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimizin: "Her peygamberin havârisi, yardımcısı vardır. Benim de havârim Zübeyr'dir." iltifatına mazhar oldu. Sağlığında Cennetle müjdelendi. Sevgili hala Hz. Safiyye (r.anhâ) gayretlerinin neticesi olarak hayatta iken cennetle müjdelenen on sahâbîden birine anne olma şerefini elde etmiş oldu.
O, Allah ve Resûlû yolunda hiçbir fedakârlıktan geri durmadı. Canıyla malıyla İslâm'ın yayılması için çalıştı. Mekke'de müşriklerin zulmü artınca oğlu Zübeyr ile birlikte Medine'ye hicret etti. Sevgili yeğeni Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizi orada da yalnız bırakmadı.
O, gözü pek, cesûr ve korkusuz bir İslâm hanımıydı. Müthiş bir şecâat ve metânete sahibdi. Hanım sahâbîler arasında harbe iştirak eden ilk İslâm kadını idi. O, müşrik bir erkeği öldüren ilk müslüman hanım olarak tarihe geçmiştir.
Olay şöyle nakledilir: İki Cihan Güneşi Efendimiz Uhud harbine çıkacağı zaman ailelerini ve akrabası bulunan kadınları, kızları, çocukları toplayıp Medine'deki köşklerin en sağlamı ve en yükseği bulunan Hassan İbni Sâbit'in evine yerleştirmişti. Yaşlı ve sakat olduğu için de Hassan'ı savaşa götürmeyip evde bırakmıştı.
Uhud harbinin kızıştığı sırada bir yahudi fırsat bilip kadınların bulunduğu eve yaklaştı. Savunmasız insanları öldürmek istedi. Bunu farkeden Hz. Safiyye (r.anhâ) derhal Hassan'a durumu bildirdi. "-Şu yahûdinin yanına var da onu gebert" dedi. Hassan hem yaşlı hem de rahatsızdı. Bana:
"Ey Abdülmuttalib'in kızı, Allah seni esirgesin. Ben onun yanına inecek kadar kuvveti kendimde bulsaydım Resûl-i Ekrem (s.a.) ile Uhud'a gider ve müşriklere karşı savaşırdım." dedi. Bunun üzerine vazife kendisine kalan Hz. Safiyye (r.anhâ) bir çadır direğini veya bir sırığı alıp aşağıya indi. Adamın kaçmaması için kapıyı yavaşça araladı. Birden sırığı başına indirdi. Yahûdi yediği darbe sonucu bir daha kalkamadı ve öldü.
Hz. Safiyye (r.anhâ) böylece büyük bir tehlikeyi önledi. Sonra evin en yüksek yerine çıktı ve harb meydanını gözetlemeye başladı. Müslümanların gevşediğini gördü. Hatta mağlubiyet haberleri gelmeğe başladı. Kalbine bir sızı düştü. Sevgili yeğenine müşriklerin bir zarar vermesinden endişelendi. Nihayet dayanamayıp eline bir kılıç aldı ve birkaç kadınla Uhud yolunu tuttu.
Karşılaştığı ilk mücâhide Rasûlullah (s.a.)'in sağlığını, sıhhatini sordu. Sağ olduğunu fakat kardeşi Hamza'nın şehid edildiğini öğrendi. O bir elinde kılıç öbür elinde mızrağı ile ve intikam alma hırsıyla savaş meydanına doğru koşmağa başladı. Şehid kardeşinin cesedini görmek istiyordu.
Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz sevgili halasının elinde kılıç ve mızrağıyla geldiğini görünce oğlu Zübeyr'e:
"Anneni geri çevir. Kardeşi Hamza'nın cesedini görmesin" buyurdu. Zübeyr (r.a.) koşup annesini karşıladı ve:
"Anne, anneciğim!.. Rasûlullah (s.a.) senin geri çekilmeni söylüyor." dedi. Fakat Hz. Safiyye (r.anhâ) hiç olmazsa kardeşinin cesedini görmek istiyordu. Büyük bir teslimiyet ve sabır içerisinde oğluna:
"Şayet kardeşime yapılanı görmeyeyim diye geri döneceksem, ben onun kesilip parçalandığını öğrenmiş bulunuyorum. Kardeşim bu felâkete Allah yolunda uğradı. Bundan daha büyük bir makam var mı? Biz Allah yolunda bundan daha fazlasına uğramaya da rıza gösteririz. İnşaallah sabredecek ve sevâbını Allah'tan bekleyeceğim." dedi.
Hz. Zübeyr (r.a.), annesinin ısrarını ve söylediklerini gidip İki Cihan Güneşi efendimize haber verdi. Sevgili halasının metânetine ve samimiyetine inanan Efendimiz: "O halde bırakın görsün." buyurdu.
Hz. Safiyye (r.anhâ) elinde kılıç ve mızrağıyla, dehşet saçan bakışlarla Rasûl-i ekrem (s.a.) efendimizi görünce: "Ya Rasûlallah! Anamın oğlu Hamza nerde? diye sordu. Efendimiz de: "O, şehidler arasında." buyurdu. Halasını gözleri yuvasından dışarı fırlamış bir vaziyette intikam hırsıyla dopdolu gören Efendimiz aklî dengesinin bozulmaması ve bir zarar gelmemesi için elini sevgili halasının göğsüne koyarak ona duâ etti.
Hz. Safiyye (r.anhâ) Resûl-i Ekrem Efendimizin duâsıyla biraz sâkinleşti. Kardeşi Hz. Hamza'nın cesedi başına geldi. Âzâları kesilmiş, paramparça vücûdu yanına çöktü. Dehşet verici hâdise karşısında için için ağlamağa başladı. Sessiz sessiz gözyaşlarını gönlüne akıttı. Büyük bir sabır, sükünet ve tevekkül içerisinde metin bir tavırla: "İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn = Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz." meâlindeki Bakara Sûresi 156. âyet-i kerîmeyi okudu. Kadere boyun eğmenin enginliğinde sükûnet buldu. Takdire rıza ve teslimiyet gösterdi. Oradan sabır ve hüznün canlı bir örneği olarak ayrıldı.
İki Cihan güneşi Efendimiz sevgili halasının göstermiş olduğu sabır ve metânete pek sevindi. Ona şu müjdeyi verdi.
"Bana Cebrâil aleyhisselâm geldi Melekler katında Hamza'nın "Allah'ın ve Rasûlünün arslanıdır" diye yazıldığını haber verdi"dedi.
* * *
Hz. Safiyye (r.anhâ) metâneti ve kahramanlığı yanında şâirliği ile de tanınmıştı. O korkusuz bir yüreğe sahip olduğu kadar, ince ruhlu ve şiir söylemeye kabiliyetli bir İslâm hanımı idi. Resûl-i Ekrem (s.a.)'in irtihali üzerine söylediği mersiyesi meşhurdur. O şöyle söylemiştir:
"Ey Allah'ın Rasûlü, sen bizim ümit kaynağımızdın,
Sen bize karşı iyilik yapandın, cefa eden olmadın.
Sen esirgeyen, yol gösteren ve öğreten olmuştun,
Allah'ın Resûlüne anam, teyzem ve amcam
Dayım sonra kendi nefsim fedâdır.
Şayet insanların Rabbi, seni bize bıraksaydı
Mes'ud olurduk. Fakat Allah'ın emri geçerlidir.
Allah'ın selâmı sana olsun ya Rasûlallah!
Senden râzı olarak Adn Cennetlerine koysun.
Hz. Safiyye (r.anhâ) Peygamberimizin vefatından sonra on sene daha yaşadı. 20 h. yılda Hz. Ömer (r.a.)'ın hilafeti zamanında 640 m. senede 73 yaşlarında iken dâr-ı bekâya uçtu. Medine'de Baki kabristanlığına defnedildi. Cenâb-ı Hak'tan şefaatlerini niyaz ederiz. Amin.
Mustafa Eriş Altınoluk Dergisi
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
26/9/2008 · Kategori: Ummetin Gulleri _Hanim sahabiler_
Erva binti Abdülmuttalib (r.a)
Erva binti Abdülmuttalib radıyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin halası... Oğlunun delâletiyle İslâmla şereflenen bir hanım sahâbî... Çocuğuna devamlı nasîhat eden, Rasûlullah’ın yanından ayrılmamasını tenbih eden, ona destek olmasını isteyen fazîletli bir anne!..
O, Haşimoğullarına mensuptur. Annesi Fâtıma binti Amr b. Âiz’dir. Babası Abdülmuttalib’dir. Sevgili Peygamberimizin babası Abdullah ile ana-baba bir kardeştir. İslâm’ın ilk günlerini gören ve akrabalık gayretiyle Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimize destek olan bir hanımdır.
O, Câhiliye döneminde Umeyr İbni Vehb ile evlendi. Ondan Tuleyb adında bir oğlu oldu. Tuleyb İslâm’ın ilk günlerinde Erkam’ın evinde İslâm’la şereflendi. Annesi Ervâ Hâtunun da müslüman olması için duâlar etti.
Birgün annesiyle karşılıklı olarak tatlı tatlı sohbet etti. Aralarında şöyle bir konuşma geçti:
– “Bak anne! Ben müslüman oldum. Muhammed aleyhisselâma uydum. Ona teslim oldum.” dedi. Ervâ Hâtun da:
– “Hiç şüphesiz dayının oğlu, senin yardımına ve desteğine herkesten daha lâyıktır. Vallahi onu erkeklere karşı korumaya gücümüz yetseydi, her tecâvüzden korurduk.” dedi.
Tuleyb annesinin bu yumuşak davranışının destek mânâsına geldiğini anladı. Ona daha nâzik davranmaya, sözlerine, hareketlerine daha önem vermeye çalıştı. Anneciğinin bir an önce küfür bataklığından kurtulmasını istiyordu. Bunun için zaman kolluyor, fırsat gözlüyordu.
İslâmiyet gün geçtikçe Mekke’de yayılıyor ve müslümanlar çoğalıyordu. Mekke’nin ileri gelen gençleri Mus’ab, Muâz, Mikdat, Bilâl, Zübeyr ve Sa’d İbni Ebi Vakkas (r.anhüm) hep müslüman olmuşlardı.
Halkın arasında cesâretiyle, kahramanlığıyla tanınan bileği bükülmez, korkusuz yiğit Hz. Hamza da İslâm’ın nûruna kavuşmuştu. Müslümanlar yeni yeni isimlerle, güç kazanmaya başlamıştı.
Tuleyb (r.a) bir an önce anneciğinin de cehalet karanlıklarından ve küfür bataklığından kurtulmasını arzu ediyordu. Bu sebeble gıyabında devamlı duâ yapıyordu. Dayısının İslâm’a girmesini fırsat bilerek anneciğine tatlı ve yumuşak bir üslûb ile yalvarmaya başladı. Ona İslâm’ın güzelliklerini anlattı. Gönlünü İslâm’a hazırladı. Şöyle dedi:
– “Anneciğim! Seni müslüman olmaktan ve Rasûlullah’a teslim olup ona uymaktan alıkoyan nedir? Bak kardeşin Hamza da müslüman oldu.” dedi.
– Ervâ Hâtun oğlunun bu merhametli nâzik davranışları karşısında dayanamadı. Gönlü ısındı ama teslim de olamadı. “Oğlum! Kardeşimin yaptıklarına bakıyorum. Sonra onlardan biri olacağım.” diyerek kadın sâfiyeti içinde bir cevap verdi.
Tuleyb (r.a) annesinin İslâm’a hazır hâle geldiğini fakat vaktini beklediğini hissetti. Onu üzecek bir harekette bulunmadan arzusunutekrar etti ve: “Öyle ise ey anneciğim! Sen Rasûlullah’a gidip kelime-i şehadet getirinceye kadar ben de Allah’a yalvarmağa devam edeceğim.” diyerek üzerine düşen hizmete, duâya devam etti.
Oğlunun bu nazlı yakarışlarına, samimi davranışlarına ve gönlünün derinliklerinden gelen sevgisine dayanamayan Ervâ Hâtun bu engin şefkat ve edeb karşısında teslim oldu ve hemen kelime-i şehadet getirdi. “Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah’ın resûlüdür.” dedi.
Ervâ Hâtun İslâm’la şereflendikten sonra yeğeni Hz. Muhammed (s.a)’e daha çok yardımcı oldu. Oğlunu Rasûlullah (s.a)’in yanından ayrılmaması için devamlı teşvik etti. İslâm’ın yayılması konusunda destek olmasını istedi.
Birgün oğlu Tuleyb Ebû Cehil’in Efendimize hakaret ettiğini, sövüp saydığını duydu. Onun bu kaba hareketine dayanamayıp eline geçirdiği bir deve kemiği ile koşup gitti ve Ebû Cehil’in başını yardı. Ebû Cehil’in âvânesi Tuleyb’i tutup bağladılar. Dayısı Ebû Leheb araya girerek onun bağlarını çözdü ve yeğenini kurtardı. Sonra kızkardeşi Ervâ Hatun’un yanına geldi ve:
– “Tuleyb Muhammed için kendisini tehlikeye atıyor. Onun yaptıklarını görmüyor musun?” diyerek azarladı. Ervâ Hâtun gayet sâkin bir şekilde müşrik kardeşine şöyle cevap verdi:
– “Onun günlerinin en hayırlısı, hayatının en şerefli dönemi dayısının oğlu Muhammed’i koruduğu ve ona yardım ettiği günlerdir. O, Allah’tan hak ve gerçeği getirmiştir.” diyerek oğlunu desteklediğini ifade etti.
Ebû Leheb o güne kadar kızkardeşinin müslüman olduğunu bilmiyordu. Öfkeli bir şekilde ona:
– “Senin, baban Abdülmuttalib’in dinini bırakıp da Muhammed’e tâbi olduğuna şaşılır!” dedi.
– Ervâ Hâtun gayet sâkindi. Sabırlıydı. Ona merhamet ederek nasîhat ediyor ve şu teklifte bulunuyordu:
– “Kalk! Sen de kardeşinin oğlunun yanında bulun! Onunla beraber dur! Ona yardımcı ol! Ona destek ol! Onu savunucu ol! Eğer o gâlib gelir, onun dini üstün gelirse, sen iyi kimselerden olursun. Yoksa yeğeninin yüzünden suçlu ve kusurlu olursun.” dedi. Yeğeni Muhammed’e destek vermesini istedi. Fakat Ebû Leheb bu teklifi kabul etmedi. Bir türlü içindeki kin ve öfkeyi atamadı. Oradan ayrılıp giderken:
– “Onun getirdiği, sonradan ortaya çıkardığı din yüzünden bütün Arap topluluklarına karşı koymağa bizim gücümüz mü yeter.” dedi.
Ervâ Hâtun da fikrinde sebat ettiğini, imanından vazgeçmeyeceğini ve bu yolda ölünceye kadar canıyla malıyla çalışacağını, oğlu Tuleyb’i takib ettiği yolda desteklediğini ifade eden şu mısraları söyledi:
Tuleyb dayısının oğluna yardım eder
Ondan canını, malını esirgemez.
Ervâ Hâtun hem Cahiliye döneminde hem İslâm’la şereflendikten sonra şeref ve fazîletiyle tanınan, görüşlerine başvurulan kavminin ileri gelen hanımlardan biriydi. Şâir ruhlu olduğu için sözleriyle ve şiirleriyle Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizi ve müslümanları savunmaya gayret etmiştir. Babası Abdülmuttalib’in ve Resûl-i Ekrem (s.a)’in vefâtı üzerine söylediği mersiyeleri kaynak eserlerde zikredilmektedir.
O, Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimizin dâr-ı bekâya irtihallerinden sonra sevgisini, üzüntüsünü şu mısralarıyla dile getirmiştir:
Ey Allah’ın Resûlü! Sen bizim ümidimizdin
Sen bize iyilik ederdin, zulmetmezdin.
Sanki kalbimin üzerinde Muhammed’in adı var.
Peygamberden sonra kabileler bir araya gelemediler.
Ne mutlu fazîletli annelere!.. Ne seâdet çocuklarını İslâm yolunda eğitip Rasûlullah (s.a)’in izinden yürütebilenlere!.. Müjdeler olsun İslâm’ın hizmet erlerini yetiştiren annelere!.. Eyvâhlar olsun dünyanın kölesi, nefsinin oyuncağı şeytanın tuzağı olmuş annelere!..
Cenab-ı Hak cümlemizin kalblerini İslâm’ı yaşama ve destekleme yolunda Ervâ binti Abdülmuttalib (r.anhâ)’nın aşkı, heyecanı gayreti ve titizliği ile doldurmayı nasîb eylesin. Şefâatlerine nâil eylesin. Amin.
Mustafa Eriş
Altınoluk Dergisi
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
26/9/2008 · Kategori: Ummetin Gulleri _Hanim sahabiler_
Ümmü Hakîm binti Hâris (r.a) Ümmü Hakîm binti Hâris radıyallahu anhâ Mekke Fethi günü İslâm’la şereflenen bir hanım sahâbî... İslâm’ın amansız düşmanlarından İkrime İbni Ebû Cehil’in hidayetine vesîle olan çilekeş, gayretli, fedakâr bir aile... asûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizden eman alıp kocası İkrime’yi bulmak için çöllere düşen canını tehlikelere atmaktan çekinmeyen, sabır ve metânet sâhibi bir hanım... | 
|
O, Kureyş reislerinden İslâm’ın azılı düşmanı olarak bilinen Hâris İbni Hişam’ın kızıdır. Annesi Fâtıma binti Velid binti Muğıyre’di.
O, Cahiliyye döneminde intikam hırsıyla dolu idi. Uzun bir zaman İslâm’a karşı Hind binti Utbe ile birlikte hareket etti. Bedir Gazvesi’nin intikamını almak için Kureyş erkeklerini ve özellikle kocalarını sürekli kışkırtan, kin ve hiddet dolu bir kadın. Uhud Savaşı’nın meydana gelmesine ön ayak olan, def çalarak, şiirler okuyarak erkekleri savaş meydanına sürükleyen, inandığı dâvâ uğruna canını fedâ etmekten çekinmeyen irâdesi kuvvetli bir hanım.
O, Mekke Fethi günü Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin engin merhameti ve müsamahası karşısında Hakk’a teslim oldu. İntikam hisleri ve düşmanlık duyguları eriyip yok oldu. Müslümanların Kâbe’de huşû ile ibadet edişlerinin tesirinde kalarak arkadaşı Hint ile birlikte İslâm’ın nuruna koştu. İslâm’la şereflenişi şöyle oldu: İki Cihan Güneşi Efendimiz Mekke’ye girip Kâbe’yi putlardan temizleyerek Allah’ın birliğini, İslâm’ın yüceliğini, afvını, engin merhamet ve müsamahasını bütün Mekke halkına “sizler serbestsiniz” diye ilân edince Kureyşliler gruplar halinde İslâm’a koştu. Efendimiz Fethin ikinci günü Safa Tepesinde yeni müslüman olanlardan bey’at almağa başladı. Kureyş’in reisi Ebû Süfyan’ın hanımı Hint binti Utbe hanımlardan bir grup oluşturarak Rasûlullah (s.a) Efendimize bey’at etmeğe geldi. Ümmü Hakîm de beraber idi. Erkeklerin bey’atı bitince hanımlara Hz. Ömer (r.a) vasıtasıyla şunlar söylendi: “Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak üzere bana bey’at edin. Zina yapmayın, çocuklarınızı öldürmeyin, iftira etmeyin. Marufta (iyi olan şeyde) bana karşı gelmeyin.” Hanımlar arasından Hint ile Ümmü Hakîm ayağa kalktı ve sözcü olarak: “Ya Rasûlallah! Sen bize ancak doğruyu ve güzel ahlâkı emrediyorsun.” diyerek bey’at ettiklerini söylediler. Hep birlikte kelime-i şehadet getirerek İslâm’la şereflendiler.
Ümmü Hakîm binti Hâris (r.anhâ) İslâm’a girer girmez ilk hizmeti kendi kocasına oldu. Hidayetine vesîle olmak için Rasûlullah (s.a) Efendimizin yakınına geldi ve İkrime’ye eman vermesini isteyerek: “Ya Rasûlallah İkrime öldürüleceğinden korktuğu için Yemen tarafına kaçtı. Ona eman ver.” dedi. Şefkat ve Rahmet Peygamberi Efendimiz: “Ona eman verilmiştir.” buyurdu.
Bu müjdeyi alan Ümmü Hakîm (r.anhâ) derhal harekete geçti. Rum asıllı kölesi Akke’yi yanına alarak Yemen tarafına doğru yola koyuldu. Binbir çile ve büyük umutlarla çölleri aşarken kölesi Akke’nin bozuk düşünceleri, eğri niyetleri ile karşılaştı. Fakat o kuvvetli irâde sâhibi, kendine güvenli ve dirayetli bir hanımdı. Kölesini eğleyerek Yemen’e ulaştı. İlk vardığı yerde onu bağlattı. Sonra Tihame sahillerine vardı. Bir gemi kalkmak üzere idi. İkrime’nin bu gemide olabileceğini düşünerek uzaktan: “İkrime!.. İkrime!.. Geri dön İkrime!..” diyerek seslenmeğe başladı. Bu sesi duyan İkrime karşısında hanımı Ümmü Hakîm’i görünce gemiden atlayıp yere indi. Büyük bir heyecan ve sevinç içerisinde kocasına: “İkrime! İnsanların en merhametlisinden senin için eman aldım. Haydi geri dön!” dedi.
İkrime’nin gönlü yumuşamıştı. Bir ömür düşmanlıkla geçirdiği günler aklına geldi. Yaptıklarının hepsine pişmandı. Rahmet Peygamberi’nin engin şefkati ve müsamahası, içindeki intikam hislerini ve düşmanlık duygularını, bir anda eritip yok etti. Muhammedü’l-Emin’e karşı bir sevgi ve hürmet gönlünü doldurdu. Kalbi İslâm’ın nurûna açıldı. Hanımının bunca çilelere katlanarak çölleri aşıp gelmesi onu çok mutlu etti. “Ben de geri dönmeye niyet etmiştim.” diyerek sevincini ifade etti.
Ümmü Hakîm (r.anhâ) kocası İkrime ile birlikte geriye dönmek üzere yola çıktılar. Rum asıllı kölenin yaptıklarını öğrenen İkrime ilk iş olarak onu halletti. Kötü niyetinin cezasını hayatı ile ödetti. Sonra hanımı ile sohbet ederek, yeni bilgiler alarak çölleri aşmağa çalıştı. Kalbini ve kafasını sürekli meşgul eden sorulara cevaplar aradı. Müslümanların Mekke’ye girişlerini, Kureyş’in durumunu, Rasûlullah (s.a)’in tavırlarını ve kendisi hakkında nasıl eman aldığını öğrenmek istedi.
Ümmü Hakîm (r.anhâ) bu soruları fırsat bildi. İkrime’nin gönlünün huzur ve sükûne kavuşması için müslümanların Kâbe’deki ibadetlerini, Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizinengin müsamahasını, bütün herkesi afvedip serbest bırakmasını ve Kureyşli’lerin toplu halde müslüman oluşlarını anlattı ve kendisinin de Hint ile beraber İslâm’a girdiğini söyledi.
Bu haberler ile İkrime’nin gönlü iyice yumuşadı. Bunca düşmanlığına rağmen Allah Rasûlünün hiç bir şey olmamış gibi sevgi, şefkat ve merhamet ile davranabilmesi İkrime’de çok büyük hayranlık uyandırdı. Ümmü Hakîm ile birlikte Efendimizin huzuruna geldi ve kelime-i şehadet getirerek İslâm’la şereflendi.
İkrime İbni Ebû Cehil (r.a) sevinç gözyaşları içerisinde: “Yâ Rasûlallah! Bana söylemem gereken en güzel şeyi öğret!” dedi. Efendimiz ona:
“Allah’dan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet getir” dedi.
İkrime: “Başka ne söyleyeyim yâ Rasûlallah?” dedi. Efendimiz:
“Allah’ı ve burada hazır bulunanları şahit tutarım ki, ben, müslümanım, muhâcirim, mücâhidim! de.” buyurdu. İkrime: “Allah ve buradakiler şahit olsun ki ben, müslümanım, muhâcirim, mücâhidim.” dedi. Sonra Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz İkrime ile Ümmü Hakîm (r.anhâ)’nın nikâhlarını yeniden kıydı.
Onlar yeni bir hayata kavuşmuşlardı. Birbirlerine karşı daha hürmetli, hizmetli ve muhabbetliydiler. Sevgileri ebedîleşmişti. İmânî bir neşe içerisinde günlerini geçiriyor, İslâm’ı yaşamak ve yaymak için gayret ediyorlardı. İkrime artık gündüz yiğit, gece âbid olarak İki Cihan Güneşi Efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Şimdi o Hazreti İkrime olmuştu.
İkrime (r.a) öylesine değişmişti ki, sevgili hanımı Ümmü Hakîm (r.anhâ) bile şaşırmıştı. Kur’an’a öylesine sarılmıştı ki, “Bu benim kitabım!.. Bu Rabbım’ın gönderdiği kitab!..” diye elinden ve dilinden düşürmedi. Sabah-akşam Kur’an’la dost oldu. Onu gözyaşları içerisinde okuyup mânasını derin derin düşündü. Birgün hanımı Ümmü Hakîm (r.anhâ) yanına geldi ve: “Senin gibi ağlayarak Kur’an okuyan görmedim.” dedi. O da: “Korkuyorum Ümmü Hakîm korkuyorum! Müşrikken yaptıklarım aklıma geliyor sürekli!..” dedi. Ümmü Hakîm sevgili beyini tesellî etmek için İslâm’a girdiği günde Rasûlullah (s.a) Efendimizin “Yâ Rabbi! İkrime’yi affet! Yaptıkları bütün kötülükleri mağfiret et!” diye dua ettiğini hatırlattı.
Ümmü Hakîm (r.anhâ) kocasına hizmeti zevk bilen bir hanımdı. Onun hidayeti için gayret edip yanından ayrılmadığı gibi İslâm’ın güzelliklerini yaşama konusunda da hep beraber oldu. Birgün İkrime sevgili hanımından müsade alarak çıkmak istedi. Ümmü Hakîm nereye? dedi. O da: “Put yapan birini duydum. Gidip onları kıracağım.” dedi. Ümmü Hakîm (r.anhâ) gülümseyerek sevgili kocasına: “Ey İkrime! Önce kalblerdeki ve kafalardaki putları kır! Çamurdan putları arkanı dönünce yine yaparlar...” dedi.
Ümmü Hakîm (r.anhâ) cesaret ve şecaat sahibi bir hanımdı. Hz. Ebû Bekir (r.a) devrinde Bizanslılarla yapılan Yermük savaşına kocası İkrime ve oğlu Amr ile birlikte katıldı. Sevgili oğlu ve kocası bu savaşta öylesine kahramanlıklar gösterdi ki komutan Halid İbni Velid (r.a) İkrime (r.a)’a engel olmak istedi. İkrime ise kaçırdığı fırsatları telâfi etmek niyetindeydi. “Beni bırak Halid! Önce yaptıklarımı ödeyeyim.” dedi. Var gücüyle savaş meydanına atıldı. Bir çok yerinden yaralar aldı ve dünyevî susuzluğunu şehadet şerbetini içerek giderdi.
Ümmü Hakîm (r.anhâ) Yermük’te hem şehid hanımı hem de şehid anası oldu. Ecnâdeyn savaşında da kendisi kahramanlar gibi çarpıştı. Bir çadır direği ile yedi düşman askeri öldürdüğü rivâyet edilir. Onun nerede ve ne zaman vefat ettiğine dâir herhangi bir bilgi kaynaklarda zikredilmemektedir. Cenab-ı Hak onlardan râzı olsun. Bizleri de şefaatlerine nâil buyursun. Amin.
Mustafa Eriş
Altınoluk Dergisi
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
26/9/2008 · Kategori: Ummetin Gulleri _Hanim sahabiler_

Hazret-i Cuveyriye bint-i Haris
Müminlerin annesi... Hz.Cuveyriye, Mustalikoğulları kabilesinin başkanı Harris b. Ebi Dirar'ın kızıdır. İlk ismi kendini beğenmek manasında "Berre" idi. Resulullah tarafından kadıncık, kızcağız manasına gelen "Cüveyriye" ismini aldı. İlk evliliği Mustalak kabilesinden amca oğlu Mesafi İbni Safvan ile evlenmiş ve dul kalmıştı. |
|
Zatı Saadetleriyle Evliliği Hicret'in altıncı yılında Mustakiloğulları Medene'ye saldırı için hazırlık yapmaya başladılar. Durumu öğrenen Resulullah onlardan önce davranarak onlardan önce davrandılar. Bütün erkekler, kadınlar ve çocuklar esir olarak alındı. Esirlerin arasında bulunan, kabile reisinin kızı Cüveyriye için, dokuz okkiye altın kurtuluş fidyesi olarak tespit edildi. Cuveyriye yirmi yaşlarındaydı. Kurtuluş fidyesini temin edemeyince Hz.Peygamberimize gelerek:
- E y Allah'ın Peygamberi, benim başıma gelen felaketi biliyorsun. Sabit beni dokuz okkiye kurtuluş fidyesi ile serbest bırakacak. Beni kurtar.
Resulullah cevap olarak buyurdular ki:
- Ondan daha hayırlı bir teklifim var, kabul eder misin?
- Teklifiniz nedir ya Resulullah?
- Hem o parayı verip seni azat edeceğim, hem de seninle evlenmek istiyorum.
- Memnuniyetle kabul ederim.
- Ben de kabul ettim.
Bu haber hemen yayıldı. Yüz cibvarında bulunan esirleri ellerinde tutan sahabiler, "Biz Allah elçisinin hısımlarını nasıl esir olarak tutabiliriz" diyerek tüm esirleri serbest bıraktılar. Bu manzara karşısında serbest kalanlar ve diğer Müstakiloğulları İslam'a girdiler.
Zatı Saadetleri Cuveyriye'yi babasına teslim edip, ondan istedi.
Hz.Ayşe bu durum için, şöyle buyurur:
"Ben Cuveyriye kadar, kendi kavmine hayır bereket getiren bir hatun görmedim"
Ahlak ve Adetleri
Gayet metin, izzeti nefis sahibi bir hatun idi. Hz.Cuveyriye r.a. çok oruç tutar ve çok namaz kılardı. Hayrı sever, kendisi aç durur, yoksulları doyururdu.
Bir gün rsulullah onu sabah namazını kıldıktan sonra dua ve zikirle uzun zaman meşgul olurken görmüş ve kendisine şöyle buyurmuştu.
"Ben senden sonra üç kere, dört kelime söyledim ki, bugün sabahtan beri senin söylediklerinle tartılsa, onlardan daha ağır gelir. Dikkat et, o kelimeleri sana da öğreteyim : Subhanallahi edede halkıhi (Allah'ı yaratıklarının sayısınca tesbih ederim). Subhanallahi rıza nefsihi (Allah'ı razı olacağı şekilde tesbih ederim). Subhanallahi zinete arşıhi (Allah'ı arşının ağırlığınca tesbih ederim) Subhanellahi midade kelimatihi (Allah'ı kelimelerinin adedince tesbih ederim).
Bir Cuma günü Zatı Saadetleri, yanına gelmişlerdi. o gün Hz.Cuveyriye r.a. oruçluydu. Zatı Saadetleri buyurdular:
- Yarın sen oruç tutacakmısın?
- Hayır.
- Dün oruçlumuydun.
- Hayır
- Öyle ise iftar et.
Hz.Cuveyriye r.a. dan altmış beş hadis rivayet edilmiştir.
Vefatı
Hz.Cuveyriye hicri 50'de, 65 yaşında vefat ettiler. Namazını Medine valisi Mervan İbni Hakem kıldırdı ve Bakıy mezarlığında defnedildi.
KAYNAK: 1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları 2) Şamil İslam Ansiklopedisi
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki ::