Hazreti Peygamber'in son günleri ve vefatı

12/10/2008 · Kategori: Islam Tarihi





Şam Seferi İçin Ordunun Hazırlanması
Hz.Peygamber (s.a.s), hicretin 11. yılında, bir pazartesi günü, Rumlarla savaşmak üzere hazırlıkların yapılması emrini verdi. Ertesi gün Üsame bin Zeyd’i (r.a) yanına çağırttı:
- Ey Üsame! Şam’a, babanın öldürüldüğü yere kadar, Allah’ın ismi ve bereketi ile git! Seni bu orduya başkumandan yaptım. Onların üzerine aniden var, üzerlerine şimşek gibi saldır. Giderken de hızlı git! Haberin önüne geç! Allah seni muzaffer kılarsa, onların arasında fazla kalma!
Çarşamba günü, Hz.Peygamberin (s.a.s) ateşi başladı. Perşembe günü biraz iyileşip, ordu için kendi eliyle sancak bağladı. Üsame’ye (r.a),
- Ey Üsame! Allah yolunda, Allah’ın adıyla savaşa çık! Allah’ı inkar edenlerle çarpış! Fakat ahde vefasızlık etmeyin. Küçük çocukları ve kadınları öldürmeyin. Düşmanla karşılaşmayı istemeyin...Onlar sizle karşılaşırlarsa, gürültü çıkarıp bağıracaklardır. O zaman siz, sükunetinizi ve ağırbaşlılığınızı koruyun ve susun. “Ey Allahım! Biz senin kullarınız. Onlar da senin kulların. Bizim perçemlerimiz de onların perçemleri de Senin elindedir. Onları ancak Sen yenersin!” deyin. İyi bilin ki, Cennet kılıçların parıltısı altındadır!

Üsame (r.a), daha 20’sine girmemiş bir gençti. Onun ordu komutanlığa atanması, ordunun içindeki bazı ileri gelenler tarafından hoş karşılanmadı. Hz.Ömer (r.a), ordu içindeki bu durumu ve söylenen sözleri Hz.Peygambere (s.a.s) iletti. Hz.Peygamber (s.a.s), son derece kızdı. Cumartesi günü, başına bir sarık sarmış olduğu halde Müslümanlara hitap etmek üzere çıktı. Allah’a hamd ettikten sonra:
- Ey insanlar! Üsame’yi kumandan yapışım hakkında bazılarınızdan bana erişen sözler de nedir? Vallahi, siz şimdi Üsame’nin komutanlığına nasıl itiraz ediyorsanız, babasının komutanlığına da öyle itiraz etmiştiniz. Vallahi, o komutanlığa nasıl layık ve benim için insanların en sevgilisi idiyse, oğlu da öyle layıktır ve benim için insanların en sevgililerindendir. İkisi de her iyiliğe layıktır. Size bunu tavsiye ediyorum.
dedikten sonra indi ve evine girdi. Savaşa gidecek olan Müslümanlar gelerek Hz.Peygamber (s.a.s) ile vedalaştılar.

Pazar günü, Üsame (r.a) ordu karargahından geldi. Hz.Peygamberin (s.a.s) hastalığı iyice ağırlaşmıştı. Üsame (r.a) ağlayarak yanına girdi. Eğilip, Hz.Peygamberi (s.a.s) öptü. Hz.Peygamber (s.a.s) konuşamıyordu. Ellerini semaya kaldırıp Üsame’nin üzerine indirdi. Üsame (r.a), kendisine dua edildiğini anladı. Orduya hareket izini verildi. Son hazırlıklar yapılıp ordu harekete hazır hale getirildi. Ama hareket edemedi. Hz.Peygamberin (s.a.s) vefat haberi gelmişti.

Hz.Peygamberin (s.a.s) Vefatını Haber Vermesi
Hz.Peygamber (s.a.s), Nasr suresinin inişiyle birlikte ecelinin yaklaştığını öğrenmişti.
Allah'ın (vaadettiği) yardımı ve fetih (zafer) gelince,
110/1
İnsanların Allah'ın (son) dînine akın akın girdiklerini görünce,3
110/2
Mekke'nin fethi sırasında bu ifâdeler aynen gerçekleşmiştir (Beydâvî).

Hemen Rabbini hamd ile (överek) tesbîh et ve O'ndan bağışlanma dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.
110/3
(Allah Rasûlü, bu sûrenin inmesi ile, 'Sübhânallâhi ve bihamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh' duâsını çokça yapmaya başlamıştır.)Beydâvî.

- Ey Allah’ım! Seni tesbih eder ve Sana hamd ederim. Beni bağışla! Şüphesiz, tövbeleri en çok kabul eden ve merhametli olan Sensin!
diyerek sürekli dua ediyordu.
***
Eşi Hz.Aişe (r.a) der ki:
Resulullah (s.a.s), “Allah’ı her türlü noksanlıktan uzak tutar, Ona hamd eder, Ondan bağışlanma dilerim” sözünü çoğaltınca kendisine sordum:
- Ben senin bu sözü çoğalttığını görüyorum. Bundan önce hiç böyle yapmazdın?
- Rabbim, bana ümmetimden bir işaret göreceğimi haber vermişti ki, o işareti görünce kendisini çok tesbih edecek, hamd ve istiğfarda bulunacaktım. İşte o işareti şimdi görüyorum.
buyurdu.

***
Yine bu yüzdendir ki, Veda haccında Müslümanlarla adeta vedalaşmış ve hac dönüşündeki hitabında,
- Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, ben de ancak bir insanım. Çok sürmez, Rabbimin elçisi bana da gelecek ve ben de onun davetine icabet edeceğim!
buyurmuştu.

***
Hz.Abbas (r.a) da şunları söylüyor:
Bir gün, “Vallahi, ben, Resulallah’ın (s.a.s) ne zamana kadar sağ kalacağını öğreneceğim” dedim ve Ona:
- Ya Resulallah! (s.a.s) Görüyorum ki, halk Seni, rahatsız ediyorlar. Üzerine çıkıp oturacağın bir şey (bir taht), halkın toz toprağından ve düşmanlarından seni koruyacak bir çardak edinsen de orada konuşsan olmaz mı?
- Vallahi, çok sürmez onları çağıracağım. Benim sırtımdan elbisemi alacaklar, beni onların tozları bürüyecek ve sonunda Allah Beni onlardan rahata erdirecek.
buyurdu. Resulallah’ın (s.a.s) aramızda pek az kalacağını anladım.

***
Abdullah bin Mesud (r.a) der ki:
Peygamberimiz ve sevgilimiz, vefatından bir ay önce, bize vefatını haber verdi. Babam, anam ve canım Ona feda olsun! Ayrılış günü yaklaştığı zaman, bizi hanımı Aişe’nin (r.a) evinde topladı. Bize bakınca gözleri doldu.
- Hoş geldiniz! Allah size ömür ve selamet versin. Allah sizi rahmetiyle esirgesin. Sizi korusun. Size iyilik ve selamet versin. Sizi rızıklandırsın. Sizi yükseltsin. Sizi koruyup, düzene koysun. Size Allah’tan sakınmanızı tavsiye eder ve sizi Ona ısmarlarım. Ben, sizin için Allah tarafından gönderilmiş, apaçık bir sakındırıcı ve uyarıcıyım. Allah’ın kulları ve yerleri hakkında Allah’a karşı baş kaldırmayın. Çünkü yüce Allah Benim ve sizin için,

İşte âhiret yurdu (cennet): Biz onu, yeryüzünde büyüklenmek ve (İlâhî emirleri ihlâl ederek) bozgunculuk etmek istemeyen kimselere veririz. (En güzel) sonuç (cennet), muttakîlerin (Allah'ın emrine uygun yaşayanların/karşı gelmekten sakınanların)dır. [krş. 2/33; 19/63; 38/49; 43/35; 89/10-14]
28/83
buyurdu.
- Ya Resulallah! (s.a.s) Senin ecelin ne zaman?
- Ayrılış; Allah’a, Me’va Cennetine, Sidre’ye, yüce dosta, kandırıcı doluya, nasibe, mutlu yaşantıya dönüş zamanı yaklaştı.
- Ya Resulallah! (s.a.s) Seni kim yıkasın?
- Ev halkımdan, yakınlık sırasına göre en yakın olanlar.
- Ya Resulallah! (s.a.s) Seni neyin içine sarıp kefenleyelim?
- İsterseniz şu elbisemin içine ya da Mısır kumaşına sarın.
- Ya Resulallah! (s.a.s) Senin üzerine cenaze namazını kim kıldırsın?
diye sorduk ve ağladık. Kendisi de ağladı.
- Allah size rahmet etsin! Sizi peygamberinizden dolayı hayırla mükafatlandırsın! Beni yıkayıp kefenledikten sonra, şu sedirimin üzerine ve şu evimin içindeki kabrimin kenarına koyun. Sonra bir süre benim yanımdan çıkın. Çünkü, benim üzerime ilk namazı, sevgilim ve dostum Cebrail (a.s), sonra Mikail (a.s), sonra İsrafil (a.s), sonra da melekler bulunduğu halde ölüm meleği Azrail (a.s) kılacaktır. Bundan sonra takım takım giriniz. Üzerime cenaze namazı kılıp selam veriniz. Fakat överek, bağırıp çağırarak beni rahatsız etmeyin. ...Ashabımdan burada bulunmayanlara benden selam söyleyin! Kıyamet gününe kadar şu kavmimden ve bana tabi olacak olan kimselere de selam söyleyin.
- Ya Resulallah! (s.a.s) Seni kabrine kim koyacak?
- Ev halkım ile beraber melekler koyacaklar ki, onlar sizi görürler fakat siz onları göremezsiniz.

Hastalanması
Ümmü Bişr bin Bera (r.a) der ki:
Vefatı ile sonuçlanan hastalığa tutulduğu zaman Resulallah’ın (s.a.s) yanına gitmiştim. Kendisi humma nöbeti geçiriyordu. Alnına elimi dokundum.
- Ya Resulallah! (s.a.s) Seni hiç kimsenin tutulmadığı gibi hummaya tutulmuş görüyorum!?
- Bize verilecek mükafat, kat kat olduğu gibi, hastalıklar da kat kat verilir.

***
Hastalığı sırasında ziyaretine giden Ebu Said el-Hudri (r.a) anlatıyor:
Resulallah’ın (s.a.s) üzerinde bir örtü örtülüydü. Örtünün üzerine elimi koyduğum zaman, vücudunun sıcaklığını örtünün üzerinden hissettim.
- Humman ne kadar şiddetli!?
- Bize hastalıklar da böyle ağırlaştırılır. Karşılığı da kat kat verilir.

Son Hitap
Hz.Ebubekir (r.a) ve Hz.Abbas (r.a) Hz.Peygamberin (s.a.s) yanına girdiler.
- Medineli kadınlar ve erkekler mescidde ağlıyorlar!
- Niye ağlıyorlar?
- Sen öleceksin diye korkuyorlar!
O sırada Fadl, yanlarına girmişti. Hz.Peygamber (s.a.s):
- Ey Fadl! Şu sarığı başıma sar!
Sarık başına sarılınca, elinden tutulmasını istedi. Bir elbiseye sarınmış, başında da bir sarık olduğu halde minbere oturdu. Halka seslenilmesini istedi. Mescid, Müslümanlarla doldu.
- Ey insanlar! Size olan nimetinden dolayı Allah’a hamd ederim ki, Ondan başka tanrı yoktur.
Sonra insanların iyice kendisine yaklaşmasını istedi, yaklaştılar.
- Bana haber verildiğine göre, sizler peygamberinizin vefat edeceğinden korkuyormuşsunuz. Benden önce gönderilip de ümmeti içinde temelli kalmış bir peygamber var mı ki, ben de aranızda temelli kalayım? İyi bilin ki, ben de Rabbime kavuşacağım! Ona siz de kavuşacaksınız...Muhakkak ki, bütün işler Allah’ın izniyle meydana gelir. Geç olacak şeyler için acele etmeniz bir fayda sağlamaz. Çünkü, yüce Allah, hiç kimsenin acele etmesiyle acele etmez...İyi bilin ki, ben sizden önce gidecek ve sizi bekleyeceğim. Siz de gelip bana kavuşacaksınız. Dikkat edin! Sizinle buluşma yerimiz havuz başıdır. Yarın benimle buluşmak isteyen, elini ve dilini günahlardan çeksin. Şanı yüce olan Allah, bir kulu dünya ziyneti ile kendi katındaki nimetleri seçme arasında serbest bıraktı. O kul da, Allah katında olanı tercih etti.
Bunun üzerine Hz.Ebubekir (r.a), ağlamaya başladı.

Ebu Said el-Hudri (r.a) diyor ki:
Ben, kendi kendime, “Allah’ın, bir kulunu dünya nimeti ile ahiret nimetlerini seçmek arasında serbest bırakmasında ve onun da ahiret nimetlerini seçmesinde ne var ki, Ebubekir’i (r.a) ağlatıyor?!” diye düşünmüştüm. Meğer tercihte serbest bırakılan Resulallah’ın (s.a.s) kendisiymiş. Ebubekir (r.a) de bunu biliyormuş.

- Ben de insanım! Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir. Hangi kişinin tenine dokunmuşsam, işte tenim. Dokunsun da ödeşelim. Kimin sırtına bir kamçı vurmuşsam, işte sırtım! O da benim sırtıma vursun da benden öcünü alsın. Kimin malından bir şey aldımsa işte malım! O da gelsin ve alsın. İyi bilin ki, benim için en değerliniz ve bana en sevgili olanınız, varsa hakkını benden alan veya hakkını helal eden kişidir. Rabbime onun sayesinde helalleşmiş olarak ve gönül rahatlığı ile kavuşacağım...

Konuşmasını bitirince minberden indi ve evine girdi.

Son Anları
Pazartesi günü, sabah namazında, kapısının perdesini açıp mescid deki cemaate baktı. Cemaat, Hz.Ebubekir’in arkasında saf olmuş, namaz kılıyorlardı. Hz.Peygamber (s.a.s), Müslümanların saflarını görünce gülümsedi. Hz. Ebubekir (r.a), Hz.Peygamberin (s.a.s) namaz kıldıracağını düşünerek geriledi. Müslümanlar da Hz.Peygamberi (s.a.s)sağlıklı görünce sevinçlerinden az kalsın namazdan çıkacaklardı. Hz.Peygamber (s.a.s), eliyle namaza devam etmelerini işaret ettikten sonra perdesini indirdi. Bu, Müslümanların büyük çoğunluğu için Hz.Peygamberi (s.a.s) son görüşleri oldu.

Vefat edeceği gün, Hz.Aişe’nin (r.a) evinde 6 ya da 7 dinar bulunuyordu. Hz.Peygamber (s.a.s), onların fakirlere dağıtılmasını eşi Hz.Aişe’den (r.a) istemişti. Fakat Aişe (r.a), hastalık durumuyla meşgul olduğu için onları dağıtmayı geciktirmişti. Hz.Peygamber (s.a.s), hasta halinde onları hatırladı:
- Dinarları ne yaptın? Dağıttın mı?
- Hayır, vallahi, Senin hastalığın beni meşgul etti.
Hz.Peygamber (s.a.s), onları isteyip getirtti. Avucuna aldı.
- Allah’ın peygamberi Muhammed, bunlar yanında bulunduğu halde, Rabbine kavuşacağını sanmıyor.
buyurdu ve hepsini dağıttırdıktan sonra,
- İşte şimdi rahatladım!
diyerek uykuya daldı.

***
Hz.Aişe (r.a) anlatıyor:
Resulullah (s.a.s), hastalandığı zaman Felak ve Nas surelerini okuyup ellerine üfler ve vücudunu eliyle meshederdi. Hastalığı şiddetlendiği zaman, ben de o sureleri Ona okumaya ve elinin bereketini umarak kendi eliyle kendisine meshetmeye başladım ve şifa duasını okudum. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s):
- Üzerimden elini kaldır! Bu okuman bana yarar vermez. Ben süremin dolmasını bekliyorum.
buyurdu. Halbuki bundan önce, ne zaman hastalığa tutulsa, Allah’tan sıhhat ve afiyet isterdi.

***
Yine Hz.Aişe (r.a) der ki:
Resulallah’ın (s.a.s) yanında oturuyordum. Kızı Fatıma’yı (r.a) çağırttı. Fatıma (r.a) yürüyerek geldi. Yürüyüşü Resulallah’ın (s.a.s) yürüyüşünü andırırdı. Resulullah (s.a.s), “Hoş geldin kızım!” buyurup yanına oturttuktan sonra, kendisine gizlice bir şeyler söyledi. Fatıma (r.a) ağlamaya başladı. Sonra ona gizlice bir şeyler daha söyledi. Bu defa da Fatıma (r.a) güldü. Fatıma’ya (r.a) bu ağlamasının ve gülmesinin sebebini sordum:
- Tutulduğu hastalığı sonunda vefat edeceğini haber verdi, buna ağladım. Sonra ev halkından, kendisine ilk kavuşacak olanın ben olacağımı haber verince de güldüm.
Gerçekten de kendisinden sonra ev halkından ilk vefat eden kişi kızı Fatıma (r.a) oldu.

Ayrılış
Pazartesi günü, öğle vaktine doğruydu. Hz.Peygamber’in (s.a.s) başı, eşi Hz.Aişe’nin (r.a) göğsüne yaslanmış durumdaydı. Yanındaki su kabına elini batırıp, ellerini yüzüne sürdü.
- La ilahe illallah! Ölümün de akılları başlarından gideren acısı ve şiddeti var.
buyurduktan sonra ellerini kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti.
- Ey Allah’ım! Yüce dostluğunu diliyorum!
diyerek ruhunu teslim etti. Elleri, yanına düştü. Vefat ettiği zaman 63 yaşındaydı.

***
Allah’ın selamı, son peygamberinin üzerine olsun...

Kaynaklar : Peygamberler Tarihi – M.Asım Köksal
Hz.Muhammed’in Hayatı – Martin Lings
Feyzü’l Furkan – Hasan Tahsin Feyizli

 

VEDA HUTBESİ

12/10/2008 · Kategori: Islam Tarihi


Bismillahirrahmanirrahim

"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim.

"Insanlar!

"Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil

mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden

korunmustur.

"Ashabim!

"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski

sapikliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,

bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis

olur.

"Ashabim!

"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah

böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin

anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.

"Ashabim!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen

kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin

Rabia'nin kan davasidir.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun

disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da

sakininiz.

"Ey insanlar!

"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in

emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde

hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic

kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger

gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz

burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki

haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi

Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar

kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse

o baskadir.

"Ey insanlar!

"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet

etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir.

Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in,

meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet

ve sehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap

olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin

da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda

en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir.

"Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu

dinleyiniz ve itaat ediniz.

"Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine

suclanamaz.

"Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz:

  • Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz.
  • Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
  • Zina etmeyeceksiniz.
  • Hirsizlik yapmayacaksiniiz..

"Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri

zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.

"Insanlar!

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"

Saheb-i Kiram birden söyle dediler:

"Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye

sehadet ederiz!"

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu:

"Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab!"



Peygamberimizin mektubu

12/10/2008 · Kategori: Islam Tarihi


Peygamberimiz, hicretin 7. senesinde, basta Dogu Roma (Bizans) imparatorlugu olmak üzere dünyanin en büyük devletlerine teblig mektuplari göndermis ve kendilerini islâmiyete dâvet etmisti. Efendimizin tesebbüsü, sonunda beklenen neticeyi verdi ve insanlar, akin akin müslüman olmaya basladi. Bu gâye ile Medine'ye gelen Benî Hanife kabilesinin temsilcileri arasinda, Müseylime adinda birisi vardi. Edebî yönü oldukça kuvvetli olan bu sahis, Müslümanlari gördükten sonra onlara karsi duydugu kiskançligi, kendisini büyük bir felâkete sürükleyecek sekilde izhâr etti ve peygamber oldugunu ileri sürerek, kavminin Efendimize degil de kendisine tâbi olmasini istedi.

Müseylime'nin bu iddiasi bazi münâfiklarin da yardimiyla kuvvet buldu ve Benî Hanife kabilesinin birçogunu dininden döndürdü. Yalanci Peygamber Müseylime, sonralari daha da ileri giderek Efendimiz'e (S.A.V.) su meâlde bir mektup yazdi:

"Allah'in Resulü Müseylime'den, yine Allah'in Resulü Muhammed'e, Sana selam olsun. Ben, seninle biriíkte peygamberlik vazifesine ortagim. Yeryüzünün yarisi bize, yarisi da Kureys Kabilesine âittir. Ancak Kureys haddini asan bir kavimdir."

Peygamberimiz bu satirlari okuyunca, onu getiren elçilere:

"Eger elçilerin öldürülmeyecegine dâir bir kâide olmasaydi, sizin boynunuzu vurdururdum" demis ve Ubeyy bin Kaab'a yazdirdigi asagidaki mektubu, Müseylime'ye göndermistir. (Mektubun son cümlesi, tam olarak okunamamistir.)

"Rahman ve Rahim olan Allah' in adiyla; Allah'in Resulü Muhammed'den, yalanci peygamber Müseylime-tül-Kezzab'a . Selâm, hidayete tâbi kimseler üzerine olsun. Bundan sonra bilesin ki, yeryüzü Allah' indir. Onu, kullarindan diledigine ihsan eder. Hüsn-ü akibet ise, müttakilerindir.(Allah'tan korkan mümin kullara aittir.) Sen ve beraberindekiler eger tövbe eder seniz, Allah da seni ve seninle beraber tövbe edenleri affeder."

···

MÜSEYLIME' NIN SONU:

Uhud harbinde Hz. Hamza'yi sehid eden Hz. Vahsi, sonradan müslüman olmus ve Hz. Ebubekir zamaninda Halid Bin Velid komutasindaki bir orduda yer alarak Müseylime' nin askerleri ile çarpismisti. Hz. Vahsi, bu savasta Hz. Hamza' yi sehid ettigi mizragi kullanarak Müseylime'yi öldürmüs ve Hz. Hamza'ya mukabil olmasini istedigi bu hareketiyle Allah'tan affini istemistir.



VEDA HUTBESI

12/10/2008 · Kategori: Islam Tarihi

VEDA HUTBESI


Hz. Peygamber'in, hicri 10. yilda yaptigi Veda Hacci'nda sayilari yüz on dört bini bulan haciya hitaben irad ettigi hutbe. Peygamber (s.a.s) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyecegini bildirip vefatinin yaklastigini ima ettigi, sonraki gelen günler de onun bu sözlerini dogruladigi için bu hacca Veda Hacci, bu hac esnasinda irad ettigi hutbeye de Veda Hutbesi adi verildi. Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imis gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat ta, Mina da ve bir gün sonra yine Mina'da olmak üzere arafe günü ile bayramin birinci ve ikinci günlerinde parça parça irad edilmistir (Tecrid-i Sarih, Terc. X, 396). Degisik yer ve zamanda irada buyuruldugu için de hutbe, birçok kisi tarafindan birbirinden farh sekillerde rivâyet edilmis; kisinin ya da grubun duydugunu digerleri isitmediginden, hutbenin tamaminin biraya toplanmasinda bu farkli rivâyetlerden yararlanilmis ve daha sonraki yillarda bu üç ayn yer ve zamanda buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak biraraya getirilmistir.

Rasûlüllah'in bu son haccindan bir yil önce nâzil olan Tevbe sûresinde, müsriklerin pis oldugu ve bu yildan sonra Mescid-i Haram'a yaklasmamalari (et-Tevbe, 9/28) emredildigi için, Veda Hacci'nda Mekke'de sadece Müslümanlar vardi, hutbeyi de yalnizca Müslümanlar dinlemisti. Zaten Mekke'in fethinden sonra müsriklerin sayisi parmakla sayilacak kadar azalmisti. Rasûlüllah, Medine'den kendisiyle birlikte yola çikan yüzbin civarindaki ashâbiyla Mekke'ye haccetmek için geldiklerinde bir yil önceki uyari sebebiyle Mekke'de müsrik kalmamisti; çogunluk Müslüman olurken Mekke'yi terkedenler de vardi. Rasûlüllah, haccin bütün erkâmin bizzat kendisi yaparak Müslümanlara ögretmis, Islâm'in hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmisti. Islâm'in tamamlandigini bildiren bazi âyetler de bu Veda Hacci'nda nâzil oldu.

Cahiliye döneminde disaridan gelen hacilar Arafat'ta vakfeye dururken, Kureys esrafi diger insanlardan üstün olduklarini belli edercesine Arafat yerine Müzdelife'de vakfeye dururlardi. Rasûlüllah cahiliye döneminin bu sinif üstünlügüne dayali âdetini ortadan kaldirdi ve bütün hacilar gibi Arafat'ta vakfeye durdu. Rasûlüllah'a orada bu dinin tamamlandigi su âyet-i kerimeyle müjdelendi: "Ey Mü'minler, su küfreden müsrikler bugün dininizi söndürmekten ümidlerini kesmislerdir. Artik bundan böyle onlardan korkmayiniz; ancak benden korkunuz. Bugün dininizi kemale erdirdim; ve size ihsan ettigim nimetimi tamamladim. Din olarak da size Islâm'i seçtim"(el-Mâide, 5/3). Dinin kemale erdirilmesine bütün Müslümanlar sevinirken yalnizca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, bunun, Hz. Peygamber'in vefatinin yaklastigina delalet ettigini anlamislar ve gözlerinden yaslar akmisti. Gerçekten de bundan sonra Rasûlüllah seksen iki gün yasamis ve vefat etmistir.

Arafat'ta yüz binin üzerindeki haciya hitaben bir hutbe irad eden Rasûlüllah sesinin bütün hacilar tarafindan isitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazilarini görevlendirdi. Rasulüllah'in sözlerini tekrar eden bu kisiler hutbenin bütün hacilar tarafindan duyulmasini sagliyorlardi. Devesi Kusva'nin sirtinda oldugu halde Rasûlüllah su hutbeyi irac etti:

"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha bulusamayacagim. Ey Insanlar bu günleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz nasil mübarek bir sehir ise; canlariniz, mallariniz, irzlariniz da öyle mukaddestir, her türlü saldiridan emindir. Ashabim! Yarin Rabbinize kavusacaksiniz ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksiniz. Sakin benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayin. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da isitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmis olur.

Ey ashabim! Kimin yaninda bir emanet varsa onu sahibine versin. Fa izin her çesidi kaldirilmistir, ayagimiz altindadir. Lakin borcunuzun aslin vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme ugrayiniz. Allah'in emriyle faizcilik artik yasaktir. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayagimin altindadir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmuttalib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir.

Ashabim! Cahiliyet devrinde güdülen kan davalari da tamamen ortadan kaldirilmistir,' ilk kaldirdigim kan davasi da Abdulmuttalib'in torunu (yegenim) Rebîa'nin kan davasidir.

Ey Insanlar! Bugün seytan sizin su topraklarinizda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmistir. Fakat bu kaldirdigim seyler haricinde küçük gördügünüz islerde de ona uyarsaniz bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakininiz.

Ey Insanlar! Kadinlarin haklarina riayet etmenizi ve bu hususta Allah' tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari Allah'in emaneti olarak aldiniz. Ve onlarin namuslarini ve ismetlerini Allah adina söz vererek helal edindiniz. Sizin kadinlar üzerindeki hakkiniz; onlarin, aile serefini koru mallari ve evlerinizi sizin hoslanmadiginiz hiç kimseye açmamalari, çignenmemeleridir. Eger onlar, razi olmadiginiz herhangi bir kimseyi evinize alirlarsa onlari hafif bir sekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadilarin da sizin üzerinizdeki haklari; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü'minler, size bir emanet birakiyorum ki siz ona simsiki sarildikça yolunuzu hiçbir zaman sasirmazsiniz. O emanet Allah'in kitabi Kur'ândir.

Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanin kardesidir ve bütün Müslümanlar kardestir. Din kardesinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, baskasina helal degildir. Ancak gönül hosluguyla verilen baska. Ashabim! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakki vardir:

Ey insanlar! Cenab-i Hak her hak sahibine hakkini vermistir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezasi vardir. Babasindan baskasina nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina uymaya kalkan nankör, Allah'in gazabina, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanlarin düsmanligina ugrasin. Cenab-i Hak bu insanlarin ne tevbelerini ne de sehadetlerini kabul eder."

Rasûlüllah sözlerinin burasinda dinleyenlere sordu: "Ey insanlar! Yarin beni sizden soracaklar. Ne dersiniz?" Ashab-i Kiram cevap verdi:

"Allah'in risâletini teblig ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye sehadet ederiz." Rasûlullah sehadet parmagini göge kaldirarak üç kez "Sahit o! ya Rab! Sahit o! ya Rab! Sahit ol ya Rab!" buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi.

Hz. Peygamber günes batincaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar verecegi bir anda yukarida zikredilen Mâide sûresinin üçüncü âyeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Rasûlüllah yavas adimlarla Arafat'tan inerek Müzdelife'ye geldi. Burada bir ezan iki kamet ile aksam ve yatsi namazlarini birlestirerek kildi. Ve istirahata çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazini kaldi ve ortalik iyice agardiktan sonra Müzdelife'den Cemretü'l Akabe mevkiine geldi. Seytan taslamadan sonra Mina'ya geçen Rasûlüllah burada da Veda Hutbesi'nin diger bölümünü irad etti. Allah'a hamdü senadan sonra devamla:

"Ey insanlar! Sizi Allah'in kitabina baglayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördügünüz gibi ifa ediniz. Öyle saniyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem. " Rasûlüllah bundan sonra halkla sorulu cevapli sürdürdügü hutbesini: "Ey insanlar! Aylarin yerini degistirerek geri birakmak inkârda asiri gitmektir. Kafirler böyle yapmakla dogru yoldan saptilar. Allah'in haram kildigi aylarin sayisini uygun yapmak için, bir yil haram ayini helal, diger yil onu haram sayarlar. Böylece Allah'in haram kildigini helal kabul ederler. Zaman, Allah'in gökleri ve yeri yarattigi gün gibi ayni duruma döndü. Allah'in katinda aylarin sayisi on ikidir. Bunlarin dördü mukaddes (haram) aylardir ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Saban'in arasindaki Receb'tir. Ey mü'minler! Bu ay hangi aydir?"-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir."-Zilhicce ayi degil midir?"-Evet Zilhiccedir."-Bu içinde bulundugumuz belde hangi beldedir?"-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.-Mekke Sehri degil midir?"-Evet Mekke'dir."-Bugün hangi gündür?

-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir."Yevmü'nnahr (kurban kesme günü) degil midir?"-Evet yevmünahr'dir. Bu diyalogdan sonra Rasûlüllah sahabelere dönerek "Su halde iyi bilin ki; bu sehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) oldugu gibi birbirinize kanlarinizi dökmek, mallarinizi haksiz yere olmak, namuslarinizi kirletmek de haramdir, her türlü saldiridan masumdur. Muhakkak ki, siz Rabbinize kavusacaksiniz, o zaman bütün bu islerden sorulacaksiniz. Ey Insanlar! Aklinizi basiniza alinda benden sonra birbirinizin boynunu vuracak sekilde dalâlete, vahsete düserek cahiliye devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunlari burada hazir bulunanlariniz burada bulunmayanlara teblig etsin. Olabilir ki, kendisine tebligi edilen kimse burada bulunup isiten bir kisim kimseden daha iyi anlayip bellemis olur" ardindan Rasûlüllah iki kez:"- Teblig ettim mi?" buyurdu.Sahabîler:-Evet ettin, deyince O;"Sahit ol ya Rab!" dedi ve tekrar hatirlatti: "Burada bulunanlar bulunmayanlara teblig etsin. "

Rasulüllah Mina'daki bu hutbesinden sonra kurban kesim yerine gelerek önceden hazirlanan yüz devenin altmis üçünü bizzat kendi kurban etti digerlerini de Hz. Ali kestikten sonra her deveden birer parça et alinarak pisirilip yenildi. Daha sonra tras olan Hz. Peygamber ihramdan çikti ve Kabe'yi tavaf etti. Ögle namazini da orada kildiktan sonra Zemzem suyunun yanina gitti ve kendisine sunulan bir bardak suyu içtikten sonra tekrar Mina'ya döndü. Rasûlüllah Mina'da geçirdigi tesrik günlerinde seytan taslama görevini yerine getirmis, bu arada çevresinde bulunan insanlara hutbeler irad buyurmustu.

"Allah'in yardimi ve fetih geldigi ve insanlarin dalga dalga Allah'in dirine girdiklerini gördügün zaman Rabbini överek tesbih et. O'ndan magfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir" (en-Nasr, 11I/1-3) mealindeki Nasr sûresinin nâzil oldugunu duyan Müslümanlara, hem yeni nâzil olan bu sûreyi okumus hem de kendilerine nasihat ettigi hutbelerinden birini irad buyurmustur. Bu hutbesinde de yine Müslümanlarin mal, can, namus emniyetinden bahseden Rasûlüllah insan haklarinin temelini olusturan bu üç hakki tekrar tekrar ümmetine hatirlatmisti. Degisik yer ve zamanda irade edilen bu hutbeler, tek bir hutbe seklinde bütünlestirilmistir.

Hutbenin toplum hayatina getirdigi prensipler:

Incelendigi zaman Veda Hutbe'sinde Peygamber (s.a.s)'in baslica su noktalara degindigi görülür:

1- Her iste daima Allah'a hamd-ü sena etmek gerekir.

2- Nefis, insani her zaman serre yöneltmek ister. Bu sebeple nefislerin ser-inden de Allah'a siginmak lâzimdir.

3- Can, mal ve irz kutsaldir. Yasama hakki tabii bir haktir. Irz, seref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldiridan korunmus haklardir.

4- Cahiliye gelenekleri kaldirilmistir. Insanlar alisa geldikleri kötü seyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidirler.

5- Faiz haramdir.

6-Kan davasi gütmek haramdir.

7- Emânetler yerlerine verilmelidir. Emânete hiyanet

edilmemelidir.

8- Küçük büyük önemli-önemsiz her iste seytana uymaktan sakinilmalidir.

9- Kadinlarin ve erkeklerin karsilikli hak, vazife ve sorumluluklari vardir. Kadinlara nezâketle davranilacaktir.

1I- Hem kadin hem de erkekler zinadan siddetle kaçinacaklardir.

11- Köle ve hizmetçilere iyi davranilacaktir.

12- Bütün Müslümanlar kardestir. Her türlü sinif farklari ve ayricaliklar kaldirilmistir. Üstünlük fazilet iledir.

13- Zulümden sakinmak gerekir, halkin mali haksiz yere yenemez, birine ait bir sey sahibinin izni olmadikça baskasi için helâl olmaz.

14- Müslümanlar birbirleriyle savasmaktan sakinacaklardir.

15- Allah'in Kitâb'ina ve Peygamber'in sünnetine uyanlar asla sapikliga düsmezler.

16- Islâm sadeliginden ayrilmamak, asiriliklara sapmamak gerekir.

17-Hak Teâlâ'ya ibadet olunacak; bes vakit namaz kilinacak, oruç ayinda oruç tutulacak, Hz. Peygamber'in tavsiyelerine uyulacaktir. Bunlari hakkiyla yerine getirenlerin mükâfati cennettir.

Kaynak: Islam tarihi

DÛMETÜ'L-CENDEL OLAYI

12/10/2008 · Kategori: Islam Tarihi

DÛMETÜ'L-CENDEL OLAYI

Dûmetü'l-Cendel, Tebük'e yakin, Sam'a bes gecelik mesafede bir yerdir. Hz. Peygamber Sam'da hristiyan Araplar'in ve Bizans imparatoru Herakleios'un destekledigi Rum askerlerinin Medîne'ye saldiri için hazirlik yaptiklarini ögrenince, onlardan önce davrandi ve otuz bin kisilik bir Islâm ordusu ile hicretin dokuzuncu yilinda Tebük'e kadar geldi. Gerek Rum'dan ve gerekse Araplar'dan bir hareket görülmeyince orada durdu. Ayrica Sam'da bulasici tâûn (veba) hastaliginin bulundugu haberi de gelmisti. Allah Rasûlü, ashabi ile istisare ederek bir süre Tebük'te kaldi.

Iste Hz. Peygamber Tebük'te bulundugu sirada Hâlid b. Velid (ö. 21/641)'i çagirdi ve yanina dörtyüz atli asker verip,calig61.jpg (29607 Byte) kendisini Dûmetü'l-Cendel'de bulunan Ükeydir b. Abdilmelik'e gönderdi. Ükeydir Kindeliler'den olup, onlarin krali idi. Ve hristiyandi. Halid, emrindeki güçlerle birlikte gece vakti Ükeydir'in kalesine yaklasti. Ükeydir o sirada bazi adamlariyle birlikte yaban sigiri avlamak amaciyle kale disina çikmisti. Hz. Hâlid ve adamlari Ükeydir'e saldirip, onu yakaladilar. Kardesi Hassan çarpismaya devam etmek isteyince öldürüldü. Digerleri kaçip kaleye girdiler. (Ibn Hisam, Sîre, Beyrut 1391/1971, IV,161,170; Ibn Sa'd, Tabakât, Beyrut 1376/1957, II, 165, 167; Vâkidî, Kitabü'l-Megâzî, Kahire 1965, III, 1025, 1026, 1027, 1031; et-Tevbe, 9/117; Buhârî, Câmiu's-Sahîh, Istanbul, Âmire 1329, V, 128; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 75, VI, 387; Dâre Kutnî, IV, 195-196)

Hâlid b. Velid ile Ükeydir arasinda kale halkinin durumu ile ilgili olarak yapilan anlasmaya göre, Hâlid'e, 1) Iki bin deve, 2) Sekiz yüz at, 3) Dört yüz zirh gömlek, 4) Dört yüz mizrak, verilecek; 5) Ükeydir'le kardesi Mudad, Hz. Peygamber'e kadar götürülüp, haklarinda orada hüküm verilecekti (Vâkidî, Megâzî, III, 1027; Ibn Sa'd, Tabakât, II,166). Ükeydir, kardesi ve ganîmetler Tebük'e getirildi. Hz. Peygamber ganîmetlerin beste birini beytü'l-mâl için ayirdiktan sonra, beste dördünü mücahidler arasinda bölüstürdü.

Rasûlullah (s.a.s.) Ükeydir'le kardesini Islâm'a davet etti. Fakat yanasmadilar, cizye ödemeye razi oldular. Kendileri serbest birakildi. Onlara emân ve sulh maddeleri ihtiva eden bir yazi verildi. Ükeydir Tebük'ten tekrar Dûmetü'l-Cendel'e döndü (Vâkîdî, Megâzî,III,1030; Ibn Hisam, Sîre, IV, 170). Dûmetü'l-Cendel akar suyu, hurmalik ve ekinleri bulunan, büyük bir panayir ve ticaret merkezi idi. Arap kabilelerinin birer birer müslüman olduklarini görünce, Dûmeliler, Hz. Peygamber'den korkmaya baslamislardi. Ancak bu olaydan sonra da Islâm'a girmek yerine cizye ödemeyi tercih ettiler.

Hamdi DÖNDÜREN

« Önceki ::